Goodbye Deponia İnceleme

Goodbye Deponia

İnceleme yazılarımız arasına bir yenisini daha ekliyoruz. Bu sefer 2 sene önce çıkışını gerçekleştirmiş olan bir oyunla karşınızdayız: Goodbye Deponia. Grafikleriyle gayet tatmin eden, bunun yanı sıra güzel de bir senaryoya sahip olan oyun 2D’nin ne kadar da güzel yansıtılabilir olduğunu bizlere gösterirken az da olsa eski tarz oyunları oynama isteği oluşturuyor içimizde. İşte Goodbye Deponia inceleme yazısı.


O bir halk kahramanı

Diye bir başlık koyarsam herhalde Deponia halkını karşıma alırım:) Seriyi takip edenler zaten kahramanımız Rufus’un nasıl birisi olduğunu biliyordur ama bilmeyenler için kısaca bencil, kendini düşünen, kahramanlık taslayan, aklı biraz kıt ama “kalbi temiz” diye tanımlarsak herhalde yanlış olmaz. Lakin Goal ile tanıştıktan sonra giderek biraz daha aklı başında (ama sadece biraz) birisine dönüştüğünü de kabul etmeliyiz. İlk bölümde hatırlayacağınız üzere Rufus’un yaşadığı Deponia adlı çöplük gezegenden kaçmaya çalışırken Goal ile tanışmıştık ve kendisine birazcık zarar vermiştik. İkinci bölümde de durum pek farklı değildi ve zavallı Goal’ın kişiliğini üçe böldükten sonra toparlaması yine asil kahramanımız Rufus’a düşmüştü. Üstelik bu bölümde Deponia’nın havaya uçurulmasının planlandığını öğrenmiştik. Final maceramızda ise artık Deponia’nın havaya uçmasına çok az kalmıştır ve her zamanki gibi bunu kimse istemese de durdurabilecek tek kişi Rufus’tur.

Goodbye Deponia tıpkı ikinci oyun Chaos on Deponia gibi bir önceki oyun nerede kaldıysa orada devam ediyor. Yani ilkini ve ikincisini oynamadan üçüncüye geçmenin bir anlamı yok, Deponia oyunları birbirlerinin devamı niteliğinde yapımlar. Bu yüzden ilk iki oyunu oynamadıysanız önce onların incelemelerine (gerçi yukarıdaki paragraf biraz spoiler niteliğinde ama) geçmenizi öneririm. Üçüncü oyuna tekrar dönecek olursak; dediğim gibi final bölümünde amaç artık Deponia’yı malum sondan kurtarmak. Rufus, Goal, Bozo ve Doc, Elysium’a gidecek olan son taşıyıcıya binmek için yola koyulmuştur ama Rufus rahat durmaz ve yine olanlar olur. Üstelik bu sefer tek bir Rufus’u değil tam üç Rufus’u kontrol etme fırsatı buluyoruz. Evet, yanlış duymadınız. Tam üç Rufus…

Bir tanesi bile fazlayken

Deponia’nın en büyük artılarından birisi mizahi konuşmalarıydı. Üçüncü oyunda da mizah unsuru yine formunda. Rufus’un saçmalıkları, yaşanan diyaloglar, diğer oyunlara göndermeler derken vakit geçip gidiyor. Üstüne bir de görsel ve işitsel şölen eklenince ortaya güzel bir karışım çıkmış. Oyunun kontrolleri yine bildiğiniz şekilde. Farenin sol tuşu ile konuşuyor, gerekli nesneleri toplayıp kullanıyoruz ve sağ tuş da incelemeye yarıyor. Envantere ise iki şekilde ulaşmak mümkün, birincisi farenin topu ile veya dilerseniz ekranın sağ üstüne tıklayarak. Son olarak klavyenin space tuşu da hotspot sistemini devreye sokuyor ve ne nerede rahatça görebiliyorsunuz.

Oyunun bulmacaları için serinin en zorlu bulmacaları diyebilirim. Çünkü oyunun bir bölümünden sonra üç adet Rufus’u kontrol etmeye başlıyoruz ve üçü de farklı mekânda olmakla beraber birbirleri ile bağlantılı ve açıkçası bir süre sonra insan resmen yoruluyor. Çünkü bir Rufus ile devam edebilmek için öbürü ile belirli şeyler yapmak lazım ve bir o, bir diğeri derken ve üstüne üstün envanter alışverişi de başlayınca insan deyim yerindeyse bulmacalara yetişemiyor ve bir süre sonra en basit şey bile gözden kaçmaya başlıyor. Üç tane olsaydı ama sırayla oynasaydık daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Bulmacalar zaten zorlayıcı ve üç Rufus ile bulmacalar üçe katlanıyor. Ayrıca bazı bulmacalar hakikatten mantık sınırlarını zorluyor. Birçok kez hiç aklınızdan dahi geçmeyen iki nesneyi birleştiriyorsunuz ve yok artık diyebiliyorsunuz. “Ben bunu nasıl düşünemedim den ziyade bu muymuş bunun çözümü” cümlesini daha çok söyleyeceğinizi garanti edebilirim. Uzun lafın kısası, bulmacalar zor ve kolayca gözden kaçabilecek şeyler mevcut. Bu yüzden Goodbye Deponia oynarken oyuna yüzde yüz konsantre olmanız ve en önemlisi sakin kalmanız gerekiyor.


2D’nin zirve yaptığı an

Daedalic Entertainment’ten alışık olduğumuz üzere yine mükemmele yakın (yakın diyorum çünkü bir iki yerde animasyon hataları mevcut) grafiklerle Deponia yeniden karşımıza çıkıyor. Karakter tasarımlarından tutun mekân tasarımlarına kadar her şey dört dörtlük. Garip mekânlar göze çok hoş geliyor ve doğal olarak aynı durum türünün tek örneği karakterler için de geçerli. Aralara serpiştirilmiş ara videolar da oldukça kaliteli. 2D çizgi film tarzındaki grafikleri ile Goodbye Deponia yine döktürmüş.

Oyunun müzikleri için de en az grafikleri kadar başarılı diyebilirim lakin bu durum sadece Almanca diyaloglar için geçerli. Yapımcılar Alman olduğu için doğal olarak dil önceliği Almanca ve oyun ilk olarak Almanca olarak piyasaya sürülüyor. Ve özellikle Rufus’un seslendirmesi hem karaktere çok yakışmış hem de çok başarılı. Oyunun İngilizce dublajlı videolarını izlediğimde maalesef Rufus’tan aynı etkiyi alamadım. Şöyle de söyleyebilirim, Alman Rufus on üzerinden on ise İngiliz Rufus ancak on üzerinden beş eder. Müzikler, özellikle her bölüm başında çalan “huzaa” parçaları ise yine her zamanki gibi başarılı ve eğlenceli.

Seninle tanışmak güzeldi Rufus

Zor bulmacalarını bir kenara koyarsak yine formunda bir Deponia oyunu var karşımızda. Gerçi şahsi görüşüm sonu daha iyi olabilirdi yönünde ama yine de seriye yakışır bir final gerçekleşiyor ve bizlere de bir üçlemeyi daha bitirmenin gururu kalıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD