Watch Dogs PS4 İnceleme

Watch Dogs

Aylardır beklediğimiz oyun, Watch Dogs sonunda geride bıraktığımız gün tüm konsollarda satışa sunuldu. Biz de oyunun incelemesini sizlerle paylaşmak için pek fazla zaman kaybetmeyeceğiz. Baştan aşağıya mükemmel diyebileceğimiz oyun bizlere GTA V heyecanından daha fazlasını yaşattırdı gibi. Eğer siz de oyunu almak istiyorsanız ancak buna rağmen halen kesin bir karara varamadıysanız, para vermek istemiyorsanız ilk önce Watch Dogs İnceleme yazısını okumanız daha yararlı bir karar olacaktır. Bizler de sözlerimizi daha fazla uzatmadan PS4 için Watch Dogs İnceleme yazısını sizlere sunalım.

Birçoğumuz şu meşhur “hack” işine oldukça farklı bir gözle bakarız. Kimimiz için son derece karışık ve zor, ayrıca riskli bir iştir; kimimize göre ise tek bir tuşla kontrol edilebilecek çok özel bir dünyadır. Eh, işin gerçeği daha çok yasal olmayan yolla, bilgiye ulaşmak veya o bilgiyi bozmak için kullanılır; en azından genelleme yaparsak bu şekilde düşünebiliriz. Gel gelelim, insan düşünmeden edemiyor “Acaba tek bir tuşla bulunduğumuz tüm şehrin alt yapısına ulaşabilecek özel bir telefonumuz olsaydı ne yapardık?” Hatta tek bir şehirle sınırlı kalmayıp, tüm dünyanın alt yapısına giriş yapabilecek bir telefonumuz olsaydı? Bir düşünsene, milyarlarca bilgi…

İtiraf edin, birçoğunuz tek bir tuşla, birçok şeyi kontrol etmek istediniz ve belki de hala istiyorsunuz. Ubisoft’un son yapımlarından biri olan Watch Dogs, bizi her ne kadar Chicago ile sınırlasa bile, kimi zaman insan kendisini daha büyük bir yerdeymiş gibi düşünüyor ve tek tuşla, birçok şeyi kontrol edebiliyoruz.

Ubisoft çok güzel bir pazarlama tekniği uyguladı öyle değil mi? Viral reklamlar, şaka videoları, sayısız ekran görüntüsü ve ayrıca birçok oyun içi görüntü. Hemen hemen her gün Watch Dogs ile ilgili bir şeyler duyduk ve bir süre daha duymaya devam edeceğiz.

Ufak bir not

Şuraya not olarak yazıyorum: GTA! Neden insanların bu oyunu GTA ile kıyasladığını sanırım anlıyorum. İşte açık dünya, suç öğeleri, polisten kaçma, ortalığı karıştırma, yeri gelince banka soyma vs. vs. vs. Ancak bilmediğiniz özel bir nokta var; Watch Dogs’un oynanışı ve hikayesi GTA’dan çok farklı. Bu yüzden sizden ricam, bu yazıyı okurken düşüncelerinizden arının ve GTA’yı bir kenara bırakın. Zaten yazımın sonunda her şey kafanızda şekillenmiş olacak. Hatta Assassin’s Creed’i de bir kenara bırakın. “Şundan şunu almış, bundan bunu almış” düşüncelerinizden de arının…Tamam haklısınız, AC ile Watch Dogs’un aynı firmadan çıkması, bazı noktalarda benzemesi gerektiğini göstermiyor. Scarface göndermesiyle GTA: Vice City ve son oyun GTA V, benim için oldukça başarılı olsa bile; bizim konumuz şimdilik Watch Dogs.

İlginç bir hikaye

Watch Dogs, bizleri Aiden Pearce isimli sıradan bir adamla tanıştırıyor. Her ne kadar sıradan gözükse bile, Chicagolu vatandaşlarımız onu tam olarak göremiyor veya tanımıyor. Hiçbir kamera onun yüzünü gösteremiyor, hatta polisler onun peşinde olsa bile, neyi kovaladıklarını bilmiyorlar. Peki nedir bu adamı bu kadar özel kılan? Aiden aslında telefonu yardımıyla, şehrin çok özel bilgilerine ulaşabilen biri. Bir gün bir ortağı ile insanların hesaplarına sızıyor ve para çektiriyor ancak işler planladığından çok farklı çıkıyor çünkü kendisi gibi olan başkalarının olduğunu öğreniyor.. Ortağı yüzünden başı belaya giren Aiden, ister istemez ailesini de bu işin içerisinde buluyor. Zira Aiden’ın hack’leme gücünü sadece kendi çıkarları için kullanmak isteyen başka adamlar da mevcut ve onlar da gücün, paranın peşindeler. Ailesini ve tabii ki kendisini beladan kurtarmak isteyen Aiden, daha önce hiç yüz yüze görüşmediği başka bir arkadaşı ile iletişime geçerek ondan yardım ister; Badboy17. Sadece kod ismiyle ve sesini değiştirerek, telefonumuz aracılığla ulaşabildiğimiz gizemli kişilik, bize maceralarımızda ortaklık ediyor ve genelde yönlendiriyor.

Platform bolluğu olsa neye yarar?

Watch Dogs’un asıl hikayesi hack’leme ve Aiden Pierce üzerine odaklansa bile, neredeyse 100 saatlik oynanış süresince, oyunda yapabileceğimiz çok fazla şey var. Toplamda 39 görevden oluşan ana görevleriyle birlikte, neredeyse 40 saatlik bir oynanış süresiyle baş başayız. Tabii ki yan görevleri de buna eklersek 100 saat boyunca PC / konsollarımızın başından kalkamıyoruz.

Her ne kadar PS4 platformu üzerinden size bazı bilgileri aktarsam bile, aslında oyunun PC, PS3, Wii U, PS4, Xbox 360 ve One platformlarında olması, genel olarak “herkes” oynasın düşüncesini barındırdığının bir göstergesi. O kadar reklam yaptılar, tabii ki herkes oynasın isteyecekler ancak madalyonun bir de diğer tarafına bakmak lazım. 100 saat boyunca sadece hack’lemek, oyuncuyu ne kadar mutlu edecek?

Peki amacımız ne bizim?

Watch Dogs’un hikayesini az çok bildiğimize göre, koskoca Chicago’da neler yapabilceğimiz hakkında size kısa bir bilgi vereyim. Tuzaklar kurabiliyoruz, trafik ışıklarını kontrol edebiliyoruz, insanların telefonlarını hack’leyebiliyor, onların özel bilgilerine ulaşabiliyor ve hatta banka hesaplarına girip, kendimize pay çıkartabiliyoruz. Yeri geliyor ATM’leri hack’liyoruz, yeri geliyor suç işleme potansiyeli olan insanları takip edip, onları bir güzel enseliyoruz. Eh, tabii ki bunun bir de bedeli var.

Kişinin suç potansiyeline sahip olup, olmadığını anlamak çok kolay. Oyun, bunun hakkında size yeterince ipucu veriyor. Telefona giriş yapıyor ve mesajlarını okuyoruz veya konuşmasını dinleyebiliyoruz. O dakikada bizim telefonumuz da bizi uyarıp “bu amca gider, o kadını döver” uyarısını yapıyor ve takibe başlıyoruz. Kimi zaman takibimizi gizlice yapmak zorunda kalıyoruz. Hatta oyunun bana göre en başarılı olan noktası bu. Genel olarak Aiden olmak veya tek bir tuşla birçok şeyi hack’lemek dikkat gerektiren bir iş. İtiraf edeyim; görevleri yaparken kendimi bazen Batman gibi hissedip, sinsi sinsi duvarların arkasından gizlenip, düşmanın ensesine iki tane çakmak çok hoşuma gitti. Evet doğru okudunuz, düşmanlarımız genelde silahlı ve tehlikeli. Ayrıca yalnız olsalar bile, onların da telefonu var. Siz onlara saldırınca öylece durup bekleyecek değiller, yardım çağırıyorlar ve hatta bir de utanmadan askeri zırhlı adamları bile karşımıza rakip olarak dikiyorlar.

Peki biz boş durur muyuz? Telefonumuzla önce yardım çağırabilecek adamların sistemlerini hack’liyoruz, sonra zırhlı arkadaşların dikkatini dağıtacak iğrenç tiz sesleri kulaklarına veriyoruz ve baaaam! Ortalığa özenle yerleştirdiğimiz tuzaklarımız ve düşmanlarımızı kolaylıkla saft dışı edebileceğimiz bazı patlayıcılar sayesinde, görevlerimizi başarıyla tamamlıyoruz.

Ah o bombalar, vah bu bombalar

Watch Dogs’taki tuzaklar hakkında detay vermekte fayda var. Oyuna ilk başladığınızda her şeyi hack’leyemediğinizi fark edeceksiniz. Hikayemiz bizi bir kadına doğru yönlendirse bile, ona ulaşmak için yeteneklerimizi güçlendirmek zorundayız. Karakterimiz Aiden, belirli yetenek puanları kazanıyor ve bunları yetenek ağacında kullanıyor. Aldığımız her seviyede yeteneklerimizi arttırabiliyoruz. Dört farklı yeteneğimiz var ve aldığımız seviye başı, bu puanları dağıtabiliyoruz; Hacking, Driving, Combat, Crafting.

Her birinin oyun içerisinde ayrı önemli olduğunun altını çizeyim. Başlarda araçların camlarını kırarak çalarken, sürüş yeteneğimizi bir puan arttırdığımızda, telefonumuzla hack’leyerek araçları çalmaya başlıyoruz veya ufak tefek bombalar, dikkat dağıtıcı minik elektronik eşyalar yaratmak için ayrı bir yetenek vermemiz gerekiyor. Bu yüzden seviye başı kazandığınız puanlarınızı, dikkatli harcamanızı öneririm. Bir süreden sonra, neye ihtiyacınız olduğunu rahatça çözüyorsunuz, bu yüzden endişeniz olmasın. Eminim birçoğunuz Hacking üzerine yoğunlaşacaktır ancak bu şekilde ilerlemek yerine, düşmanlarını kıllandıracak küçük sürprizler üzerine gitmeniz tavsiyemdir, inanın çok eğlenceli oluyor.

Watch Dogs’ta ortalığı karıştırmak kimi zaman kötü bir fikir. Bir kişiyi yoldan çevirip, aracını çalmak size kolay gelebilir ancak yakamızı kolay kurtaramayacağımız zamanlar da oluyor. Çalmak istediğimiz aracın sahibi polisi çağırıyor ve tarama başlatan polis, sizi kolayca enseleyebiliyor; tabii ki iyi kaçmayı bilmiyorsanız. Size ufak bir tavsiye: polisler kovalamaya başladığı an trafik ışıklarını hack’leyerek ortalığı karıştırın. Genelde işe yarıyor. Bir süre sonra Chicago sokaklarındaki birçok şeyi kontrol etmeye başlıyorsunuz ve oyun ilerledikçe, polisler sizin için basit birer rakip olarak değerlendirilecekler. Özellikle geceleri yakalanırsanız ve bir de üzerine tüm şehir elektriğini kontrol edecek bir özelliğe de sahipseniz, sizden değil de kimden korksun o polisler.

Gece ve gündüz

Watch Dogs’ta gece ve gündüz kavramı sadece göz dolduran cinsten. Yani düşmanlarımız veya görevlerimiz yağmura veya aydınlık, karanlık kalıbına göre değişmiyor. Ayrıca şehrin belirli noktalarında yiyecek ve içecek ihtiyacımızı karşılayabilecek noktalar varken, uyuyup enerjimizi toplayabileceğimiz gizli bir sığınağımız da mevcut.

Önce biraz sevmece

Watch Dogs’ta ana görevler haricinde, bölgesel yan görev olarak adlandırılan atraksiyonlar için, standart NPC kalıbının haricinde görevi alacağımız kişiler değişiyor. Bu da demek oluyor ki baştan başlamak istediğimiz bir görev olduğunda, insanlar kalıp gibi olduğu yerde kalmayabiliyor ve koskoca şehirde nasıl yüzlerce insan varsa, yüzler de buna bağlı olarak değişiyor.

Ana görevleri öncelikli olarak düşünürsek; mekanlar değişmese bile, etrafındaki tuzaklar pek yer değiştirmiyor. Yerde yer alan ve patlama özelliğine sahip bir tuzak, görev baştan başlasa bile aynı noktada bizi bekliyor. Gündüz vakti her şey gayet güzel ancak gece olduğunda işler değişebiliyor ve ne yazık ki Watch Dogs kimi zaman geceleri, grafik anlamında hiç de hoş görünmüyor.

Sanıyorum bir de gizlilik üzerine bir şeyler karalamıştım. Bu konuyu biraz daha açalım. Görevlerin birçoğu bizleri düşmana gözükmeme ve çatışmadan olabildiğince uzak kalmaya zorluyor. Aslında buna bir artı veya eksi demek hata olur. Zira zevk ve renk meselesi, tam bu noktada araya giriyor. Bazı görevlerde düşmanımızı öldürmek zorunda kalıyoruz, bazen ise sadece bayıltıp, üzerindeki bilgileri çalmamız gerekiyor. Oyunun özellikle çatışmaya sokmamasının diğer bir nedeni ise, farklı kalıplarda olması. Yani, Watch Dogs bizi bir yerlerde gizliyor ve telefonumuzla kontrol ettiğimiz otomatik bir kapı veya bir inşaat aleti sayesinde, düşmanlarımızın psikolojini bozmaya yönlendiriyor. Yeri geliyor, onlara yaptığımız o küçük sürprizler sayesinde, beyinlerini uçurabiliyoruz. Bunu görünmeden yaptığımızda, daha fazla deneyim puanı kazanıyoruz ve zaten daha eğlenceli. En azından bana göre.

Watch Dogs’un müzikleri de artı olarak sayılabilecek cinsten. Brian Reitzell imzalı orjinal soundtrack ve ayrıca günümüz müziklerinden birçok yapımı istersek telefonumuzdan, istersek aracımızdan dinleyebiliyoruz.

Sonra da dövmece

Gelelim fasulyenin faydalarına… Watch Dogs’un mükemmel bir oyun olmadığını ve daha çıkmadan olamayacağını hepimiz biliyorduk. Oyunda yer alan bug’ların yanı sıra, bazı grafik ve mantık hataları ister istemez insanın canını sıkıyor. Bu demek değil ki, Watch Dogs çok kötü bir oyun.

Genel olarak farklı bir konsept ve farklı bir içerik ile karşımıza çıksa bile, yaşadığımız bazı sorunlar tabii ki oyunu olumsuz yönde eleştirmemize neden oluyor. Bunların başında kamera sorunsalı geliyor. Gerek araçta, gerekse yaya olarak ilerlerken yönlendirdiğimiz kamera kimi zaman bizden önce veya sonrasına kayıveriyor.

Tabii işin bir de kapılı tarafı var. Evet kapılı. Açık bıraktığımız kapılara takılan zavallı insancıklar, göze pek de güzel görünmüyor. Kafalarını vuruyorlar, koşuya çıktılarsa saatlerce açık bırakılan kapılara kendilerini çarpa çarpa zayıflıyorlar. Bir de madem gizlilik üzerine “kısmen” odaklanan bir oyun ile karşı karşıyayız, bir fabrikaya girdiğimizde o kapılar neden kapanmıyor arkadaş? Hani tam saklanayım diyorum, açık bıraktığım ve “kapatamadığım” o kapılar o kadar çok başımı yaktı ki anlatamam.

Ayrıca araçlarımız çelik gibi. Gerçekten ama… Duvarlara sürtüyoruz, takla atıyoruz vs. Yine bir şekilde, aracın önünden duman çıksa bile, bir şekilde hayatta kalmayı başarıyoruz. Bizi kovalayan türlü düşman ateş edebilirken, biz aracımıza bindiğimiz anda sadece kaçabiliyoruz. Yani araçta ateş etmek mümkün değil. Dilerdim ki Ubisoft böyle ufak tefek detaylara biraz daha önem versin.

Ufaktan toparlayalım

Az önce okuduğunuz eksileri, sadece eksi olarak değerlendirmeyin. Onlar aslında benim nacizane eleştirim. Açık dünya kalıbı, kolay bir sorumluluk değildir ve bunun üzerine iyi çalışılması gerekir. Doğal olarak, “iyi bir oyun olsun” cümlesini birçoğumuz kurarız çünkü amacımız eğlenmektir.

Watch Dogs’un gümüş bir tepside sunulduğunu hepimiz gördük ancak tam anlamıyla oyuncuya istediğini veremediğini de rahatça anlayabiliyoruz. Yeri geliyor gölge hatalarına denk geliyoruz, yeri geliyor bir yangın musluğunu patlatıp aksiyon yaratalım diyoruz ama o da ne?! İçinden geçiyoruz! İnsanlara çarpıp, şöyle çığlık çığlığa ortalığı karıştıralım diyoruz ancak “genelde” şu karıştırma işlemi çabuk bitiyor. Yani bug’lar ve mantık hatası dolu bir oyun.

Şimdi bu kadar yerden yere vurup, bir de olumlu şeyler mi yazacaksın demeyin. Hatta yazımın başında Watch Dogs’un kötü bir oyun olmadığını bile söyledim, bu cümlemin hala arkasındayım. Oyun sadece mükemmel değil ve olmasını da beklemiyorum. Oynanış süresi bakımından tatmin edici ve bazı oyuncuları rahatsız eden “aşırı kanlı” sahneler oldukça az. Hani tamam daha giriş sinematiğinde bir ağabeyimizin ağzını, yüzünü dağıtıyoruz ancak oyun içerisinde dövdüğümüz adamların, pek de kan akıttığını görmedim. Bu da Ubisoft’un ulaşmak istediği kitleyi az biraz gösteriyor zaten. Hack’leme konusu üzerine gidip, ayrıca oyunun hikayesini bir ortaya koyduğumuzda, birçoğumuzun oynayabileceği bir oyun ortaya çıkıyor. Ana görevleri yaparken, birden bire sokak kenarında bir suç işlenebiliyor ve oyun bizi çoğu zaman aksiyona yöneltiyor.

Watch Dogs’u oynarken aklınızdan geçecekleri az çok tahmin edebiliyorum; biraz Splinter Cell, biraz Deus Ex, biraz Assassin’s Creed, hatta evet biraz da GTA… Bunun iyi mi yoksa, kötü bir şey mi olduğuna siz karar verin ve en önemlisi geçtiğimiz E3 fuarında gördüğünüz grafikleri tamamen unutun. Ubisoft grafik anlamında ne yazık ki yeterince çalışamamış. Umuyorum gelecekte firma, bu tarz ufak tefek hataları düzeltme yoluna gider, aksi takdirde Watch Dogs raflarda toz tutmaya mahkum.

Yazım tabii ki burada bitmiyor, oyunun bir de multiplayer tarafına göz atacağım. Bizden ayrılmayın derim. Keyifli hack’lemeler.

One thought on “Watch Dogs PS4 İnceleme

  • 09 Haziran 2014 at 19:15
    Permalink

    abi ps4 te arkadaşımla beraber çağırıp oynuyabiliyomuyum ?

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD