Age of Wonders III İnceleme

Age of Wonders III

Bu aralar sizlere gündem kalabalıklığından pek haberini veremesek de Age of Wonders III bile satışlar konusunda alıp başını gitti uzaklara. Strateji oyunları genelde pek beğenilmez, çünkü kült ve sağlam gayet iyi oyunlar vardır. Ancak Age of Wonders III bu düşünceyi yıktı ve tüm starteji oyunlarıseverlere kendini sevdirmeyi başardı. Gayet başarılı grafik kalitesinin yanı sıra sistemiyle de kendini oynanabilir kılan Age of Wonders III için biz de bir inceleme yazısı sunuyoruz sizlere.

Oyun politik olarak oldukça karışık bir dönemde açılış yapıyor ve sizden madalyonun iki yüzünden birini seçmenizi istiyor: Toparlanmaya çalışan High Elf’lerin prensesi Sundren’in hikâyesini konu alan “The Elven Court” ya da gelecek vaat eden bir asker olan Edward’ın fetih ve zaferleriyle bezeli “The Commonwealth”. Hangi tarafı seçersek o noktadan itibaren onun hikâyesini oynamaya başlıyor olsak da, hikâye boyunca farklı ırkların kahramanları da bize maceralarımız sırasında eşlik ediyor. Mesela Sundren’in hikâyesi, daha en başından Draconian’larınkiyle kesişerek ilerliyor. Hikâye her ne kadar önceki Age of Wonders’lara da sıkça göz kırpsa da, oyunun bizi kendine asıl çektiği nokta ince bir diplomatik ve askeri denge üzerinde duran oynanış mekanikleri oldu açıkçası.

Aslında temel olarak Age of Wonders’ın mantığı Heroes serisinin aynısı: Haritada hareket puanımız yettikçe gezerek hazineleri topluyor, çeşitli binalara uğruyor ve kendi şehrimizi geliştirip daha güçlü üniteler üretmeye, rakibimize karşı üstün gelmeye çalışıyoruz. Ancak bu noktadan sonra klasik Heroes formülünden keskin bir sapma yapıyor Age of Wonders. İşin içerisine şehrinizin halkını mutlu etmeyi, popülasyonunu büyütmeyi ekleyip, rakiplerinizle aranızdaki ilişkiyi “gördüğümüz yerde birbirimize dalalım”ın ötesine taşıyor mesela. Üzerine bir de katı bir çizgiyle birbirinden ayrılan iyi ya da kötü seçimleri ekliyor -ki bu da şehirlerinizin mutluluğuna etki eden bir etmen yine.

Kısacası önüne gelene savaş ilan eden, ele geçirdiği şehirleri yağmalayıp yıkan, merhamet dilenen düşmanı gözünü kırpmadan öldüren biri olacaksanız hem halkınızdan, hem de rakiplerinizden buna göre karşılık almaya hazırlanın. Öte yandan size savaş açsa bile rakibine “Şimdi şu zırhı, şu parayı al. Bir de sana topraklarımdan dilediğin gibi geçiş izni de veriyorum bak, gel barış yapalım seninle…” diyerek sorunları çözebilen, ele geçirdiği ork kasabasındaki halka “Şimdi siz başka yere göç edin, karşı kıtadan Elf’ler gelecek buraya” demeyen ve boyunduruğu altındakilere kol kanat geren bir kahraman olmak da bir başka alternatif yine. Bu noktada kahramanınızın neye yatkın olduğu ve sınıfı da önemli bir rol oynuyor tabii.

Ne kadar diplomatik oynamaya kalksanız da bir noktada savaşmanız kaçınılmaz olacak. Oynadığınız ırka ve elinizdeki şehirlere göre emrinizdeki askerler değişecek olsa da, aslında çoğunun görevi birbirine paralel. İnsanların parlak zırhlı, atlı şövalyeleri varsa elflerin de ona karşılık gelecek boynuzlu ata binen elf süvarileri var anlayacağınız. Asıl farkı kahramanlar ve gelişmeyi seçtikleri yollar belirliyor. Misal Sundren, Rogue olduğu için ilerlediği yolda da Rogue’s Palace altında üretilebilecek yeni birimler kazanabiliyor. Başka bir kahraman ise etraftaki hayvanları kontrol altına alma ya da Necromancy üzerine yoğunlaşabiliyor. Bu fark, özellikle de kendi kahramanınızı yarattığınız serbest haritalarda daha da ön plana çıkıyor.

Hikâyeyle işiniz öyle ya da böyle bittikten sonra asıl yöneleceğiniz kısım serbest haritalar olacak. Bu haritalarda ister yapımcıların sizin için önceden hazırladığı karakterlerden birini seçme, isterseniz de tamamen tipinden ve sembolünden tutun da güçlerine kadar kendinizin oluşturacağı bir kahraman yaratmakta serbestsiniz. Toplamda seçebileceğiniz 6 karakter sınıfı var. Bunlar teknoloji yoluyla güç kazanan Dreadnought, ilahi bir kudrete sahip Theocrat, gizlilik ve aldatmacada uzmanlaşmış Rogue, Doğa’nın gücünü ve öfkesini kullanan Archdruid, kadim güçlerin gizemini çözmüş Sorcerer ve bileğiyle kılıcının kudretine güvenen Warlord’dan oluşuyor. Az önce de dediğim gibi her birinin farklı uzmanlık alanları ve gelişebileceği yollar mevcut ve kahramanınızı geliştirirken yaptığınız seçimler birimlerinizden şehrinize kadar her alana etki ediyor.

Kahramanlarımızı ve ordularını savaş alanına sürdüğümüzdeyse taktik ve stratejinin buluştuğu durağa varmış oluyoruz. Her bir ünitenin durduğu nokta, yaptığı hamleler savaşlarda kritik bir rol oynuyor. Özellikle de ilk başlarda yanlışlıkla rakibe uzaktan saldırmaya çalışırken yanına tıklayıp da arbedenin içine dalınca daha iyi farkediyorsunuz bunu. Bu açıdan Age of Wonders III’ün son yıllarda görmeye alıştığımız çoğu oyundan daha acımasız ve zor olduğunu belirtmem gerek. Rakibiniz size gerçekten de pek acımıyor ve hamlelerinizi çok ciddi ölçüp tartmak zorunda kalabiliyorsunuz. Hele ki yüksek zorluklarda oynuyorsanız… Ama açıkçası böyle olması benim daha çok hoşuma gitti. Zira uzun zamandır şöyle beyin kıvrımlarımı zorlayacak ve beni adımlarımı düşünmeye itecek bir oyunla karşılaşmamıştım.

Age of Wonders III, sıra tabanlı stratejilerin yeni kralı olmasa da, nesli tükenmekte olan bir türün güçlü bir örneği olarak bu tarz oyunlardan hoşlananlara keyifli saatler geçirtmesi garanti bir oyun. Serinin önceki oyunlarını da oynadıysanız, yapılan atıflar, tekrardan bestelenen eski müzikleriyle sizi hoş bir yolculuğa çıkartmayı kesinlikle beceriyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD