Bloodborne Ön İnceleme

Bloodborne

Son zamanlarda ilk önce Doğu Asya’da çıkıp da batı ülkelerine geç gelen oyunların sayısı bir hayli fazla. Bu geç gelmelerin nedeni iki kesimin oyun zevki farkları olarak gösterilirken nedense bu fikirleri hep yanlış çıkıyor, batılı oyuncular bu oyunları daha fazla satın alıyorlardı. Bloodborne da bu oyunlar arasında yer alacak gibi gözüküyor. From Software tarafından geliştiriliyor olan oyun bu vakte dek yayımladığı videolarla oyun kontrolünün güzel olduğunu gösterdi, ancak grafik kalitesi konusunda aynı şeyleri söylemeyeceğiz. İşte Bloodborne Ön İnceleme yazısı.

Karşımıza ilk olarak “Project Beast” olarak çıkan Bloodborne, Demon’s Souls ve Dark Souls serilerinin yaratıcısı Hidetaka Miyazaki tarafından From Software bünyesi altında geliştirilmekte. Öncelikli olarak sizlere evet Bloodborne’un farklı bir marka olduğunu ancak Demon’s Souls serisinin ruhani devamı olduğunu belirtmemde fayda var. Her ne kadar serinin yaratıcısı bu durumu tamamen inkar etse de, yayımlanan videolar ve görseller, bizlere aksini ispat etmekte.

Hatırlarsınız, Souls serisinde, Orta Çağ temasına hakim bir dünyada ölümle yüzleşirdik. Bloodborne’da ise durum biraz farklı.

Bloodborne, Victoria döneminde yani 1837 ile 1901 yılları arasında geçmekte. Bu sebepten ötürü, oyunda sadece kılıç, mızrak, kalkan gibi Orta Çağ silahlarının yerine gelişen sanayiden ötürü, ateşli silahları da kullanabilir hale geleceğiz. Hatta öyle ki, Bloodborne’da karakterimiz tek eline kılıç alırken, öteki eline pompalı tüfek alabilecek. Tabii pompalı tüfek pek “Victoria” dönemini yansıtmıyor ancak amaç, oyunun dinamiklerini benzerlerinden farklılaştırmak. Oyunda ateşli silahlar bulunuyor diye Bloodborne’u “shooter” sınıfına koymayın çünkü bu silahlar biraz eski ve yaşlı oldukları için onlarla sürekli ateş etmemiz bir hayli zor.

Nerede kalmıştık? Evet, oyunumuz Victoria döneminde saklı dağların ardında bulunan Yharnam isimli antik bir şehirde geçmekte. Yharnam, yerel inançların önyargıyı arttırdığı bir şehir ancak yine de antik tıbbın merkezi konumunda. Bloodborne’un hikayesine şöyle bir bakacak olursak, Yharnam’da “canavar vebası” isimli insanları dehşete düşüren bir hastalık oluşur ve bu hastalık, isminden de anlaşılacağı gibi yakaladığı kişiyi lanetleyip sonsuza kadar canavara dönüştürmektedir.

İşte ana karakterimiz tam da bu sırada olaya dahil olur ve oyunun hikayesi Souls serisinden ayrılır.

Öncelikli olarak Bloodborne’daki karakterimiz ölümsüzlükle lanetlenmiş biri değil, aksine Yharnam’ı canavarlardan kurtarmaya gönüllü bir avcıdır. Çünkü artık Yharnam’da her gece “canavar avları” düzenlenmektedir ve avcılar, canavar vebasına yakalanmışları zorunlu olarak katleder. Artık antik şehrimiz ölüm ve kandan geçilmez olmuştur. Avcılar ellerinde meşaleler, şaşkın ve korkmuş gözler ile canavarları aramakta, av ya da avcı olmaktalardır.

Malum bir elin beş parmağının beşi de birbirinin aynı olmadığı gibi, oyunda bulunacak canavarlar da çeşitlilik gösterecek. Bloodborne’da kendi karakterimizi yaratabileceğiz. Oyunda bulunacak farklı sınıflardan istediğimizi seçebileceğiz, ayrıca avcınızı ve onun kaderini kontrol etmek tamamiyle bizim elimizde.

Bloodborne, hikaye anlamında Dark Souls serisinden farklı olabilir ancak oyun mekanikleri bakımında neredeyse aynı. Oyunda bulduğumuz silahların ve zırhların belli birer ağırlıkları olacak ve eğer karakterimize çok yüklenirsek, yürüyemez ya da kılıcımızı savuramaz hale geleceğiz. Dahası, Bloodborne’da bulunacak düşmanlar, bizi gafil avlayıp tek bir hamlede bile öldürebilecekler. Düşünün, oyun o kadar Dark Souls’a benziyor ki sisli kapılar bile Bloodborne’da yer almakta. Benzerliklerden bahsederken oyunun kayıt sistemine de deyineyim. Evet tıpkı Souls serisinde olduğu gibi, Blooborne’da da otomatik kayıt sistemi yok ve sadece belirli yerlerde kayıt yapabileceğiz. Tabii oyunda eskisi gibi bonfire’lar yok ancak onların yerine içlerine ruhsal kılıç saplayabileceğimiz yeni heykeller bulunmakta yani elde ettiğiniz puanları harcamak için yeriniz hazır.

Oynayanlar bilir, Dark Souls serisinin çok farklı ve yaratıcı bir çoklu oyunculu modu bulunmaktadır. Şöyle ki, isterseniz yere bazı işaretler bırakıp sizi çağıran farklı insanlara yardım edebilir ya da onların dünyalarını istila edip ağızlarından emdikleri sütü burunlarından getirebilirdiniz. Bloodborne’da ise durum biraz farklı. Evet çoklu oyunculu bir mod olacak ancak Dark Souls serisinde olan moddan tamamiyle farklı bir işleyiş karşımıza çıkacak. Henüz belli olmadığı için yorum yapmak çok güç ancak Bloodborne’un yaratıcısı Hidetaka Miyazaki yeni modu, “keşfin sınırsız paylaşımı” olarak nitelendirmekte. Eh bekleyip göreceğiz.

Bloodborne ile yazabileceklerimin hepsi bu kadar. Gördüğünüz gibi Bloodborne, hikayesi dışında Souls serisine bir hayli benzemekte. Eğer siz de zoru seviyor ve karşınızdaki düşmanın sizi zorlamasını ve onu yendikten sonra havalara uçmayı istiyorsanız, Bloodborne tam sizin oyununuz. Yok hayır ben zorluğa gelemem, her düşmanımı iki vurduğumda yere sereyim, zaafını bulmadan öldürüp geçeyim diyenlerdenseniz, başka bir oyuna bakmanızda fayda var çünkü Bloodborne, sizinle taban tabana zıt bir oyun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD