Dark Souls II İnceleme

Dark Souls II

Son zamanların en çok beğenilen, en zor bitirilen ve en iyi senaryolara sahip olan oyunlarından biri kuşkusuz Dark Souls. Oyunun ikinci versiyonu büyük bir merakla bekleniyordu ve sonunda PC için satışa sunuldu. Oyunu PC’de oynamak diğer konsollara göre daha zor, ancak bu da açıkçası işe bir zevk katıyor. Biz de bu yazımızda Dark Souls II inceleme yazısını sizlerle paylaşıyoruz. Eğer ilk oyunu oynadıysanız bunu daha fazla seveceksiniz demektir. Eğer birinciyi oynamadıysanız ikinci oyunu satın almadan önce onu almalısınız.

Dark Souls’un ilk oyununu aranızda kaç kişi bitirdi bilmiyorum veya başlama fırsatına sahip miydiniz, bundan da habersizim ancak çok şey kaçırdığınızı söyleyebilirim. Zira karşılaştığım başarılı senaryolardan biridir ve arşivlenmeyi hak eden nadir oyunlardandır. İş tabii ki senaryoda bitmiyor. Dark Souls’un özellikle PC kontrolleri insanı çileden çıkartıyor, bir de bunun üzerine oyunun kendi zorluğu eklenince, tırnaklarımızı kemirmeye başlıyoruz.

Sürekli zorluktan bahsedince gözünüz korktu değil mi? Merak etmeyin. Bizim gibi oyuna yeni başlayanlara da diğer oyuncuların kendisi yardımcı oluyor. Oyunun ayarlar kısmına tıkladığınızda geçtiğiniz noktalara mesaj bırakabilecek bir özellik açılıyor. Tıpkı Dark Souls 1’deki gibi, ikinci oyunda da aynı şekilde yardım alabiliyor ve tabii ki yardım edebiliyoruz, en azından görüntü ve yazıyla. Onun dışında tek başımıza ruhumuza kavuşmak isteyen bir ölüden farksızız. Doğru okudunuz, Dark Souls’ta kontrol ettiğiniz varlık bir insan değil. İnsan olmaya çalışan bir ölü.

Tek başımıza devam etme konusunda bazı ufak tefek detayları da gözden kaçırmamak lazım. Boss savaşlarında diğer oyunculardan yardım alma gibi bir şansımız var. Yalnız madalyonun bir de diğer tarafına göz atalım. Kimi zaman başkalarının oyunlarına siyah bir hayalet olarak girebiliyor ve işlerini daha zor hale getirebiliyoruz, aynı şeyi onlar da bize yapabiliyor ancak bunun için “humanty” ihtiyacımız olan şey. Öyle elinizi kolunuzu sallaya, sallaya sağa sola gidemezsiniz, bunu bilin. Bu yüzden her şeye hazırlıklı olmanızda fayda var. Kısacası tıpkı Dark Souls’un ilk oyunu gibi, ikinci oyunu da bol bol stresli dakikalar yaşatıyor.

Peki iki oyun arasındaki farkların neler olduğunu hiç düşündünüz mü? Doğruyu söylemek gerekirse oyunun PC versiyonu, tıpkı ilk oyun gibi karışık kontrolleriyle oyuncuya merhaba diyor. Alışmak için biraz zamana ihtiyacımız olsa bile, bir bakmışız kendimizi Lordran dışında farklı bir mekanda bulmuşuz; Drangleic.

Tıpkı ilk oyundaki gibi, başlarda bizleri bekleyen bir hikaye “henüz” yok. Bir yerleri keşfettikçe veya kişilerle konuştukça yavaş yavaş karakterimizi ve maceramızın gizemini çözüyoruz. Bir undead olmamız ve sevgili Curse of Undead isimli lanetten kurtulmak istememiz, bizleri farklı mekanlara sürüklüyor. Özellikle ilk oyundaki o karanlık ve yaratık dolu mekandan, kurtulmaya yakın olan insanların arasında olmak, içimize su serpiyor ancak siz o suyun serinliğinin tadını çıkartamadan BAAAM!.. Bu sefer de eşyalarımızın sınırlı sayıda olduğunu ve hatta oyunun ilkinden daha zor olduğunu öğreniyoruz. Nasıl mı? Daha ilk bir kaç dakika her şey gayet güzel ve boş görünüyor, birden karşımıza çıkan koca devler daha level 1 iken, bir vuruşta canımıza okuyor.

İlk oyunda şu sahip olduğumuz humanty vardı ya, artık o “human effigy” isimli bir eşya ile bizim oluyor. Boss savaşlarında yardım lazım diyorsanız, ona sahip olmaktan başka şansımız yok. İşin diğer bir kötü yanı ise, öldükçe can puanımız azalıyor. Yani neymiş? Ölmeyecekmişiz…

Ölmeden rahat rahat uzaktan sıkarım ben düşüncesiyle sorcerer almaya da kalkacağınızdan eminim ancak büyülerinizin bir süre sonra sizi yarı yolda bırakacağını da söylemek zorundayım. Ayrıca ilk oyundaki gibi her öldüğümüzde o geri gelen yaratıklar da yok. Öldüğümüzde bonfire neredeyse, kendimizi orada buluyoruz. Sanıyorum ki oyundaki tek iyi şey bonfire’ların ilk oyuna nazaran biraz daha fazla olması. Hoş, canımızı doldurmadığını düşünürsek, hiç yoktan iyidir diye düşünmeden edemiyorum.

Dark Souls 2’nin harita genişliği ilk oyuna göre daha büyük ve grafikler çok daha gerçekçi. Göze rahatsız gelen birkaç noktası olsa bile, oyundaki o zorluk ve içimizdeki hırsa yenik düşmemiz yüzünden; insan grafiğe bakacak vakit bulamıyor.

Dark Souls II sadece hikayeden ibaret değil tabii ki. Devler tarafından öldürülmekten ve uçurumlardan yuvarlanmaktan bıktıysanız, gelin bir de PvP kısmına bir göz atalım. Dark Souls II’de PvP oldukça zor, tıpkı oyunun kendisi gibi. Eğer büyü kullanan bir karakterimiz varsa, attığımız büyülerden kaçmak daha zor ve yakın dövüş seçeneklerimiz daha fazla. Dark Souls II’nin aynı zamanda sunduğu Souls Vessel’lar istatistiklerimizi yeniden vermemizi sağlıyor. Sadece birkaç dakika süren bir savaştan sonra direkt PvP’yi terk ettiğimi söyleyebilirim. O nasıl bir eziyet, büyüler uçuşuyor ve saniyesinde yerdeyim. Hani bol bol yuvarlanıp, şöyle sağdan kaçıp, büyü atayım veya iki tane vurayım diyemiyorsunuz. Rakiplerimiz kimi zaman o kadar hızlı kombolar yapıyor ki, ne olduğunu anlayamadan ölüyoruz. Kalkanlarımızın ilk oyuna nazaran daha dayanıksız olması ve zehirlerden de çabucak etkileniyor oluşumuz, biraz daha iyi bir zırha sahip olmadan PvP’ye girmemizi engelliyor.

Kısacası Dark Souls II, amacına ulaşmış bir oyun olarak nitelendirilebilir. Kimimiz için zorluk derecesi büyük bir eksi olsa bile, oyunun amacının bu olduğunu düşünerek, “olmuş bu” demekten daha fazlasını yapamıyorum. Keşfedilebilecek büyük bir harita, daha zorlu yaratıklar, etkileyici sinematikleri ve bitirilmeyi bekleyen yaklaşık 100 saatlik bir oynanış (ölme durumuna göre değişken), herkese hitap etmese bile, çoğunluğu doyurduğu bir gerçek. Siz siz olun, “şuradan bi atlayayım ben ya” diye düşünmeyin. Dikkatli adımlar önemlidir… Çünkü burası Dark Souls II…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD