Until Dawn İncelemesi

Okulların açılmasına kısa bir süre kaldı ve beklediğimiz, gerçekleşmesi kesin olan güzel oyunların patlamaya başlama süreci de start verdi. Bu oyunların başında Until Dawn geliyor, başında derken ilk çıkanlardan olduğunu belirttiğimizin de altını çizelim. Sony Online Entertainment tarafından geliştirilmiş olan Until Dawn, oyuncuları her bir dönemeçte çok zor bir karar ikileminde bırakmasıyla benim gönlümü fethetmeyi başardı; ancak hikayenin pek de başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. Ne kadar alışılagelmiş bir oyun tarzının dışında olarak bizlere çok zevkli gözükse de bunun eksi taraflarını da yansıtıyor; grafik hatalarının azımsanmayacak kadar çok olduğunu belirtelim. İşte Until Dawn İnceleme yazısı.

Diyaloglara ve olacaklara etkimiz yaptığımız ani seçimlerle sınırlı ama öylesine çok seçim var ki oyunun üzerindeki kontrolünüzü bir an bile olsun kaybetmiyorsunuz. Diyaloglar da bu ölçüyle ilerliyor. Önünüzde öyle her oyunda olduğu gibi 4-5 diyalog satırı yok. Kararlar gerçek hayattaki kadar net, kesin. Mesela arkadaşınızı uygunsuz bir durumda yakalıyorsunuz. Diğer insanlar size bu konuyu sorduğunda ya arkadaşınız için yalan söylersiniz ya da dürüst olup, gerçeği anlatırsınız.

“Söylediklerime alınırlar mı?” “Acaba çok mu kırıcı olur?” “Ya bir şey olursa?” gibi sorular sizin vicdanınıza ve benliğinize bağlı oluşur. İstediğiniz kadar kıvranın en nihayetinde hayatımız ikili seçimler arasında boğulmaktan ibarettir. Aldatmak, aldatmamak, yalan söylemek, dürüst olmak, ders çalışmak, Destiny oynamak… Uzar da gider bu liste.

“Until Dawn’ın seni en çok etkileyen yanı nedir?” diye sorarsanız “Hikayenin işleniş biçimi.” derim. Hikayenin işlenişi, ilerleyişi ve bizim gidişata olan etkimiz gerçekten de çok kuvvetli. Yaptığınız seçimlerin oyuna etkisi bazen anında, bazen de çok sonraları ortaya çıkıyor ama kesinlikle her kelebeğin bir anlamı var.

Mesela çantada çalan szie ait olmayan bir telefon görüyorsunuz. Ne yaparsınız? Gerçek hayat gibi düşünün: Ya merakınıza yenilip telefona bakarsınız ya da çantayı kapatıp insanların özeline saygı gösterirsiniz. Telefonu karıştırırken sahibine yakalandığınızı düşünsenize. Of, gel de çık işin içinden.

Peki, ya o telefon çok önemli bir kişiden geldiyse ve telefonun sahibinin hayatı o telefona bakamadığı için tamamen mahvolursa…

Olasılıklar her zaman birden daha fazladır. Adı üstünde, olasılık. Tebrikler, az önce telefona bakarak veya bakmayarak geleceği tamamen değiştirdiniz. Bunun farkında olmamanız kelebek etkisinin işleyişini değiştirmiyor.

Gelelim değneğin sivri tarafına: Seçimler ve oyuna etkimiz böylesine kuvvetliyken, yapımcıların neden bu kadar kötü bir hikaye seçtiğini anlayamıyorum. Evet, hikaye işlenişi çok iyi, kararlar filan derken saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile ama keşke dağ evinde mahsur kalan 4-5 liseli yerine, ayakları yere daha sağlam basan bir konu bulsaydınız. Hikayenin işlenişi, dramatik çatılar öylesine kuvvetli ki 3. sınıf korku filmi senaryosuna sahip olan Until Dawn’ı gerçekten hayli tepeye taşıyor. Eğer oyunun senaryosu ne bileyim, bir Heavy Rain, Wolf Among Us kadar kaliteli olsaymış, aldığım tatmin hissi hayli katmerlenebilirdi.

Hikaye cidden o kadar basit. Oyunun giriş kısmında bize kontrollerle beraber, işleyiş filan da anlatılıyor. Bir grup genç, kış vakti dağ evinde tatil yapıyorlar. Ardından başlarına garip olaylar gelmeye başlıyor. Aşklar filizleniyor, aşklar bitiyor, arkadaşlıklar pekiştiriliyor, yakışıklı çocuğu kimse paylaşamıyor, gözlüklü ve sivilceli olanlar rezil ediliyor…

İşlenişteki başarının yarısı bile hikayenin kendisine yansımamış ona yanarım. Keşke biraz daha ilgi çekici bir konu bulunsaymış diyebiliyorum sadece.

Oyunda birden fazla karakteri yönetiyoruz. Aslında tam rakamı söylemek gerekirse 8 tane sevimli mi, gençlik ateşinde kavrulan arkadaşımız var. Hepsini belirleyen belli başlı nitelikler bulunmakta ve hepsinin gelişime açık bir psikolojik ağacı var. Aklınıza RPG oyunlarında bulunan yetenek sistemi gelmesin çünkü Until Dawn’da işler biraz farklı yürüyor.

Bir karakter dürüst olup, gerçekleri söylediğinde Dürüstlük barı bir miktar artıyor. Eğer karakterimiz cesur değilse ve ondan boyundan büyük işleri yapmasını beklersek getirisi aynı oranda cesaret puanı oluyor. Elbette karakterlerinde bulunmayan eylemleri yapmaları biraz daha zor oluyor. Atıyorum, yüksek bir yerden atlamalarını istediğimizde QTE (verilen süre içerisinde doğru tuşlara basmak) sahnesi bizleri bekliyor. Eğer QTE’yi geçersek (ki bazıları gerçekten zor) eylem başarıya ulaşıyor.

Bütünün içerisinde seçimler, tavırlar ve eylemler oyunun gidişatına direkt olarak veya dolaylı yoldan etkide bulunuyor. Çok fazla seçim olduğu için gelecekte ne olacağını kestirmek de aynı oranda zor oluyor. Oyunun kaderini direkt etkileyen bir seçim yaptığınızda sol üst köşede kelebek etkisi oluşuyor. Kelebekleri gördüğünüz zaman kesinlikle oyunun kaderini etkileyecek bir seçim yaptığınızı anlıyorsunuz.

Aynı zamanda oyun içerisinde etkileşimde bulunacağınız birçok nesne de bulunmakta. Özellikle toplanabilir olanlara karşı gözünüzü açıkı tutun derim ben. Oraya buraya serpiştirilmiş tonlarca totem bulunmakta. Bu totemler gelecek hakkında bir kehanette bulunuyor. Mesela birini alevler içinde cansız yatarken gösteriyor. Eğer doğru seçimleri yapamazsak kehanet gerçekleşiyor. Kehanetler sadece birkaç saniyelik görüntü parçalarından oluştuğu için o anda neyden bahsedildiğini anlamak hayli güç ama aynı sahneyi gördüğünüzde kafanıza bir anda dank ediyor.

Hikayenin temasını biraz eleştirdiğimin farkındayım ama oyunda belli aralıklarla uğradığımız bir psikolog sekansı var ki sormayın, muhteşem olmuş!

Until Dawn, tıpkı Alan Wake gibi dizi şeklinde ilerliyor ve her bölümün sonunda psikoloğun odasında uyanıyoruz. Burada psikolog bize, yani konsol başında oturan oyuncuya sesleniyor.

Oyun bu noktalarda 4 duvarı öyle güzel yıkıyor ki anlatamam. Üstelik bize yönelttiği sorular ve cevaplarımız dağdaki macerayla örtüşür bir biçimde ilerliyor. Psikolog sahneleri aynı zamanda birçok dejavuya tanıklık ediyor. Bunun üstüne oyun için en ince ayrıntısına kadar modellenen Peter Stormare’in harika oyunculuğu da eklenince dağ evine gitmeyi ertelemek istiyorsunuz.

Bu arada Until Dawn, L.A. Noire ve Beyond: Two Souls gibi gerçek oyunculardan ve motion capture teknolojisinden yararlanıyor. Mimiklerdeki detaylar had safhada ve oyunun gerçekçiliğini bir nebze daha arttırıyor. Grafikler çok güzel ve detaylı görünüyor. Ayrıca bugüne kadar yapılmış en iyi yüz aktarımı da Until Dawn’da görülüyor. Her bir duygu, düşünce karakterlerin yüzüne anında yansıyor.

Tek sorun Until Dawn’ın kare/saniye oranında. Oyun 30fps ile çalışıyor ama birçok sahnede anlaşılmaz bir biçimde o kare/saniye anlık düşüşler yaşıyor. Bu haliyle bile çok can sıkıcı, acilen yamalanması ve düzeltlmesi gerekiyor.

Ne olursa olsun, Until Dawn güzel bir deneme. Zaman tüneli kitaplarını, video oyunaları dünyasına uyarlayan başarılı bir deneme. Çok fazla eksiği var; yukarıda bahsettiğimiz kare/saniye sorunu ve hikayenin konusunun çok blindik olması… Yine de PlayStation 4’ün Dualshock’unu çok eğlendirici şekilde kullanması (Telefonların tuş kilidini D-Pad ile açmak, kıpırdamamak için dualshock’u haraketsiz tutmaya çalışmak), etkili hikaye anlatım tekniği, ara ara kırdığı dördüncü duvar ve şahane yüz detaylarıya alınası, oynanası bir oyun olmuş. Eğer PlayStation 4’ünüzde farklı bir oyun deneyimi yaşamak istiyorsanız, Until Dawn size ilaç gibi gelecek bir yapım.

3 thoughts on “Until Dawn İncelemesi

  • 01 Şubat 2016 tarihinde, saat 08:55
    Permalink

    oyun bence çok güzel. ama oynamadım izledim

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD